Göçmen Kahvehanelerinin ruhsal ve sosyal boyutları


„Gönül ne çay ister ne kahve, gönül muhabbet ister, çay ve kahve bahane”


Anadolu’dan İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlere geldiklerinde gurbetçi genç erkeklerin yitip gitmemesi, birbirine destek olması için aynı mekanlarda toplanarak dayanışma sergiledikleri mekanlardır kahvehaneler. Gurbette ölüp gideni memleketine götürüp defin etmekten tutun, birisine ev ya da iş armaktan diğer bir çok konulara kadar yardımlaşmanın olduğu mekanlardır aynı zamanda. Büyük kentlerdeki kahvehanelerin özellikle 1950 yıllarından sonra hemşehrilik ve meslek guruplarına göre şekillendiği dikkat çekmektedir. 


Aynı yıllarda iç göçle beraber dış göçünde başlaması, birinci dalga göçün aktörlerinin genç erkeklerden oluşması, yeni geldikleri ülkelere bu kesimin kendi alışkanlıklarını taşıması da kaçınılmaz oldu. Geride bıraktıkları ülkede kahve kültürüne erkek egemen dünyanın bir ürünü olarak bakıldığında kimilerine göre sosyal hayatın geçtiği kimilerine göre zamanın boşa öldürüldüğü mekanlar olarak görülürken, kimilerine göre dayanışmanın yeriyken, kimilerine göre de miskinliğin yuvası olarak tanımlanması birazda kişinin kendisinin hayata bakışıyla ilintilidir. Göç olgusunda bu sayılan özelliklerinin ötesinde kanımca aidiyatın derin yaşanıldığı ve yaşatıldığı bir yer olarak görmekte de yarar var. İnsan bu dünyada daima nereye ait olduğunu bilmek ve hatırlamak ister. Bu ihtiyacın giderilmesinde kahvehaneler bir kısım erkekler için önemli bir mekan olmuştur.


Aslında kahvehaneler eski adıyla kıraathaneler olarak anılıyordu. Bunun temel sebebide buralarda buluşulup sohbet ve muhabbetin yanı sıra kitap ve dergilerin okunmasıydı. İstanbul’da ilk kıraathaneler 16. yy ortalarında açılmış okuma evleriydi. Genelliklede entellektüel kesimden okumaya ve tartışmaya meraklı insanlar toplanır edebiyat üzerine konuşmalar yapar, satranç ve tavla oynardı. Mana olarak kıraat okumak demektir. Bunun yanında çay ve kahvenin tüketilmesiyle de ayrı bir duygu yaşanmaktaydı. Özünde ²Gönül ne çay ister ne kahve, gönül muhabbet ister, çay ve kahve bahane² sözüde bu tür mekanların işlevlerini güzel özetlemektedir. 


Öncelikle iç göç hareketlerinde da bu aidiyatın nasıl ifade edildiğine bakalım. İç göçte aidiyat daha çok meslek gurupları ve hemşehricilik üzerinden yaşanılırken, bu durumun kendisini kahvehanelere verilen isimlere bakarak görebiliriz. Kırdan kente göçün bir sonucu olarak mahalle aralarında oluşan kahvehaneler de herkesin kendi geldiği bölgenin insanıyla buluştuğu, kaynaştığı ve dertleştiği mekanlara, insanların geldikleri bölgelerin adını ya da yaptıkları mesleklerin adını vererek isimlendirdiklerini görmekteyiz. Karslı’ların, Bitlis’lilerin, Antep’lilerin, Tokat’lıların kahvesi vs. ya da terziciler, fırıncılar, hamallar, kitapçılar kahvehanesi vs. gibi tanımlamalarda mekan üzerinden aidiyatın tanımlandığını ya da mekanın ziyaretçilerinin kimler olduğuna dair bize bilgiler vermektedir. Kahvehaneler bu tür özelliklerinin yanı sıra, politize olunan ve politikanın da konuşulduğu yere dönüşmesi de toplumun kendi dinamiklerinden dolayı kaçınılmaz olmasının sonucudur. 


Avrupada ki göçmenlerde kahvehaneler 


Başlangıçta göçmenler yaşadıkları kentlerin en canlı bölge ya da sokaklarındaki kahvelerinde bir masada buluşarak başlaması ve bu mekanlarda genellikle haftasonları ya da iş çıkış satlerinden sonra buluşan göçmen kökenli insanların sayısının gittikçe artması üzerine kandilerine ait mekanların oluşmasına neden olmuştur. Böylece kendi ihtiyaçlarına cevap verecek kendi mekanlarını açmaya başlayan göçmenler için ortak dilin konuşulduğu yerler olarak kahvehanler göç hayatında ayrı bir önem kazanmıştır. 

Bu gittikleri yerli halk tarafından işletilen kafeteryaların isimleri genellikle, ‘Metropol’, ‘Central’, ‘Bahnhof’ vb gibiyken kendi açtıkları kahvelerin isimleri daha çok ‘Cafe Heimat’ veya ‘Cafe Gurbet’ (vatan), ‘Cafe Sıla’oder (Sehnsucht) ve ‘Cafe Istanbul’ vs. isimlerini almasıda onların ruh hallerinin bir yansıması olarak kendini göstermektedir.  


Göçmenler her şeyden önce dilini ve kültürünü bilmedikleri yeni bir ülkeye gelerek yalnızlaşmaktalar ve kendi dilini konuşamamaktan kaynaklanan somut sıkıntılar çekmektedirler. Hayatın bir çok alanında kendini ifade etmede yer bulamayan bu insanlar kendilerini ifade edecek ya da yaşayacak alanlar ararlar. Yapılan araştırmalarda ve gözlemlerde tüm göçmenlerdeki ortak temel eğilim kendi kültürlerinde ve kendi dillerinde insanlar bulmak ve onlarla tanışarak yakınlaşmaktır. Bu yakınlaşma üzerinde kurulan ilişkilerde beklentiler ve didişmelerede kaçınılmaz olmaktadır. Birbirlerini bulmuşken sadece konuşmak yetmez aynı zamanda ağız tadıyla ‘kavga’ etmeyede ihtiyaç duyulmaktadırlar. Bundan dolayı göçmen kahvelerinde birbirine küs ve barışmayı ya da barıştırılmayı bekleyen insan sayısı da az değildir. Küsmenin bile gurbette ağız tadıyla yaşanıldığı yerdir. 


Bu kahvehaneler başlangıçta gurbetçilik saikiyle göçmenlerin buluştukları bir yer iken zamanlada sayılarının çoğalmasıyla beraber hemşehrilik karakteri almaya başladı. Daha önce her kesimden her bölgenin insanının geldiği mekanlar, bölgesel, etnik ve yöresel özellikler taşımaya başladı. Batı Avrupa’da ki büyük kentlerde Adıyaman’lıların, Denizli’lerin vs. gibi mekanları olmaya başladı. Bazı kahvehaneler de sportif faaliyetler üzerinden bu işlevi görürken, özellikle futbol klubü üzerinden aidiyat oluşturarak, biraraya gelinen yerler oldu. 


Temelinde daha çok hemşehri, yöresel ve etnik aidiyat üzerinden toplanılan bu mekanların sürekli müdavimleri erkeklerden oluşuyordu. Erkeklerin buluştuğu kendileriyle ya da memleketle ilgili konularının tartışıldığı, karşılıklı haberleşmenin sağlanıldığı mekanlarda insanlar bir arada olmaktan dolayı kendilerini güvende ve hoşnut hissettiler. Bu yerlerde her meslekten insanın bulunması aynı zamanda karşılıklı bir yardımlaşma ve dayanışma mekanlarına dönüşülmesine sebep oldu. Özelliklede yaşanılan ülkenin dilini bilemeyenler, devlet ya da kurumlardan gelen yazışmaları kahvehanelerde dili iyi bilenlere okutarak ya da çevirtirerek yaşadıkları ülkede neler yapmaları gerektiği konusunda fikir alış verişinde bulundular. Bu mekanlar onların aynı zamanda yaşadıkları ülkeye uyum sağlamaları konusuda da uyarıcı bir işlev gördü. Kendi ülkelerinde kimi kahvehaneler meslek guruplarına göre ayrışırken, göç kültüründe meslek gurubuna göre oluşan kahvehaneler olmadı hiç bir zaman. Kendi ülkelerinde işlevsel olmalarından dolayı kahvehaneler, göç toplumunuda da göçmenlerin ilk etapda yöneldikleri bir merkeze dönüştüler. Zamanla bu merkezi rolü ibadet yerleri olarak kullandıkları camiiler, cemevleri ve kültür dernekleri alamaya başladı. Bütün bu mekanlarda da kahve kütürünün giderildiği ihtiyaçlar sunulurken, en önemli farkı belirtmekte yarar var: bu yeni mekanları erkekler kadar da kadınlar da kullanıyorlardı.  


Kahvehaneler yeri geldiğinde mağdur olan göçmenlerin imdadına yetişmiş mekanlarda olmuştur. Kahvehande bir çok insanın başına mutlaka benzer olaylar geldiği için mutlaka bir bilenin ya da danışılanın olduğu mekandır aynı zamanda. 


Kahvehanelerin toplumsal yapı içinde insanlara verdikleri sıkıntılarda vardır. Özellikle evli olup çoluk cocuk sahibi erkeklerin firar ettiği mekanlardır aynı zamanda. Erkeklerin sorumluluklarından kaçarak sığındıkları yerler olan bu mekanlarda arzu edilmeyen durumlarda yaşanılmaktadır. Beraberliklerin/evliliklerin bitmesine, kişinin gereğinden fazla zamanı buralarda harcayarak yapması gereken işlerini ihmal etmesi, sevdiklerine az zaman ayırması özelliklede oyun kağıdı üzerinden geliştirilen kumar alışkanlıkları da söz konusu olabilmektedir. Diğer yandan doğu toplumlarında erkeklerin içine girdikleri depresif halleri atlatılmasında da önemli rol bir rol oynamaktadır. Depresyon batı toplumlarında inzivaya çekilerek yaşanırken doğu toplumlarında daha çok göz önünde olarak dışa vurulabilmektedir. Kahvehanelerde bu dışa vurumda ideal yer olarak kendini sunmaktadır. 


Kısacası kahvehanler göçmenler için kimi zaman ortak dilin konuşulduğu, kimi zaman ortak kültürlerin yaşanıldığı, kimi zaman parası ya da yatacak yerinin olmayanın uğradığı, kimi zaman anlaşılmayan mektupların ve evrakların okutulduğu, kimi zaman iş ya da ev bulmada yardımlaşıldığı, kimi zamanda siyasetin dillendirildiği mekanlar olarak bir tür sosyalleşme-mektebi olarak karşımıza çıkmaktadır. En temel belirgin özelliği de erkeklere ait bu dünyanın erkekler tarafından daha iyi anlaşılabileceği mekanlar olarak zihnimizde yer ettiğidir.